10 Mayıs 2011 Salı

akif02 blogcu

ABDULLAH ŞAHİN İLE

Etiketler : akiföz,şahin,polis

HAFTANIN KONUĞU: ABDULLAH ŞAHİN (Bayburt P.M.Y.O Müdürü)
HAFTANIN KONUSU: GERÇEK BAŞARIDA SİNERJİ

Bu haftaki konumuz "başarı" üzerine. Bu konuda bilgi almak için hemşehrimiz olan Abdullah ŞAHİN'in Bey'in görüşlerine başvurduk.
ABDULLAH ŞAHİN'in özgeçmişi: 01.01.1963 Yılında Karaman İlinin Başyayla ilçesinin Büyük Karapınar köyünde doğan Araştırmacı, Konuşmacı, Yazar olan Müdürümüz Abdullah Şahin ilkokulu kendi köyünde okudu.

Yatılı olarak İvriz Öğretmen okulunu bitiren yazar Üniversiteden sonra Polis Akademisini bitirdi. 1986 Yılında Ankara Polis Kolejinde Eğitimci olarak göreve başlayan müdürümüz, sırasıyla Sinop, Diyarbakır, İstanbul da çalıştıktan sonra Osmaniye Emniyet Müdürlüğünden 3.sınıf Emniyet Müdürü terfisiyle Siirt Emniyet Müdürlüğü kadrosuna atandı. Daha sonraki görevini İstanbul Adile Sadullah Mermerci Polis Meslek Yüksek Okulunda sürdüren Müdürümüz, kısa bir süreliğine atandığı Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığından,18.08.2010 tarihinde 1.Sınıf Emniyet Müdürü Polis Başmüfettişi olarak vekaleten Bayburt Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğünde görevine başlamıştır.

Biri kız ikisi erkek olmak üzere üç çocuğu olan Araştırmacı Konuşmacı Yazar Müdürümüzün;

1.Polisin Aile Yönetimine Uyum ve Sevgi Dili
2.Polisin İletişim Sırları
3. Aile Hayatımızda Uyum ve Sevgi dili
4.İletişim Sırları
5.Yönetici Liderlik
6.Başarılı Coçuklar Yetiştirmek


isimli kitapları yayınlanmıştır.

Ayrıca aşağıdaki on ayrı konuda konferans, seminer vermekte ve televizyon programları yapmaktadır.

1. Aile Hayatımızda Uyum ve Şefkat Dili
2. Çocuk Terbiyesinde Uyum ve Şefkat Dili
3. İletişim Sırları
4. Lider Yöneticilik
5. Stres Yönetimi ve Problem Çözme
6. Toplantı Yapma ve Zaman Yönetimi
7. Siz Başarmak İçin Doğdunuz Gerçek Başarının Sinerjisi
8. Lider Yöneticinin Güç Kaynakları
9. Toplam Kalite Anlayışı ve Vatandaş (Müşteri) Odaklı Hizmet 10. (İnsan Ruhunu Ateşleyen Güç),Motivasyon





GERÇEK BAŞARIDA SİNERJİ

Hayat yolunda yolculuğumuza devam ederken hepimiz başarı ve mutluluğu yakalamak, bulmak isteriz. Bunu nasıl gerçekleştireceğimiz ise birçokları için bir meçhuldür. Bazılarımız malımız çok olduğu, bazılarımız makamlara sahip olduğumuz, bazılarımız şöhrete, çok arkadaşa, sağlıklı bir bedene, problemleri zamanında çözen bir zihne, güzel bir eşe, çok para kazandıran bir mesleğe sahip olduğumuz zaman başarılı ve mutlu olacaklarını zannederler. Hâlbuki bunların hepsi kendi başına sahip olunduğunda sadece atı ve nalları olmayan elinde tuttuğu bir nal ile at sahibi olduğunu zanneden insanın yanılgısı gibidir.

Bir insan düşünelim, çok zengin ama hasta, beden sağlığı yok. Beden sağlığı olmayan insan eşlik yapamaz, babalık, annelik yapamaz, mesleğini yapamaz. Arkadaşlarıyla sosyal etkinliklere karışamaz. O çok parasını idare edemez. Yani sağlık öyle önemlidir ki sanki her gün üstümüze doğan ama farkında olmadığımız güneş gibidir. Sağlık olmadıktan sonra ne işe yarar zenginlik mal melal, makam, şöhret, eş, meslek…

Bir insan düşünelim bedeni sağlığı çok güçlü, hani derler ya maşallah kaya gibi; ama zihinsel özürlü, en ufak problemler karşısında bile beş yaşındaki çocuğun bilgisine sahip değil; yani zihinsel sağlık öyle önemlidir ki sanki her an soluduğumuz hava gibi…

Bir insan düşünelim; beden sağlığı, zihin sağlığı yerinde, tam bir entelektüel ama ruh sağlığı yerinde değil, hayatın problemleri üst üste takla attırmaya başlayınca örneklerini her gün yazılı ve görsel basında gördüğümüz gibi intihar etmeyi seçiyor. Bunun neresinde başarı ve mutluluk. Ruh sağlığı o kadar önemlidir ki sanki bedenimizin canı gibi…

Bir insan düşünelim her şeyi var ama aile huzuru yok. Hayatı her gün zindan yaşıyor. Sağa sola rezil olup haysiyet ve şerefi beş paralık oluyor. Birçoklarının dediği gibi “Bir kadını idare etmek dünyayı idare etmekten daha zormuş” aile huzuru olmadıktan sonra neyleyeyim parayı, pulu, makamı, şöhreti…

Bir insan düşünelim mutlu bir aileye sahip ama para idaresi bilmiyor. Çok müsrif aynı zamanda batakçı. O insanının ne aile huzuru kalır ne de onur ve haysiyeti. Dolayısıyla aile ekonomisini bilmek, zor zamanlarda bir kenarda biraz birikmişimizin bulunması, iktisat ve elimizdeki az olsa bile paylaşabilmek ekonomik sağlık adına çok önemlidir.

Meslek sahibi bir insan düşünelim. Çalışmıyor, verilen görevleri zamanında yetiştirmiyor, ağzına yüzüne bulaştırıyor. Kendisini geliştirmiyor, mesleki geleceği için yatırım yapmıyor. Bu insanın mesleğini sevip huzurlu olabilmesi mümkün olamadığı gibi, elindeki hazır mesleğini bile kaybedebilir.

Bir insan düşünelim dost ve arkadaşları hep sahte ve iyi gün dostu. O insanın zorlu ve sıkıntılı günlerinde gerçek paylaşım yapacağı, arka ve destek çıkacağı, yardım elini uzatacak, gerektiğinde elini uzatıp bataklıktan çıkaracak gerçek dostları yoksa iç huzur ve mutluluk yaşaması mümkün değildir. Onun için sosyal çevre, gerçek dost ve arkadaşlar insanı tutar dünyada da toprağın altında da cennete götürür. Kötü arkadaş insanı dünyada rezil rüsva eder ahirette de cehenneme götürür. Ne mutlu gerçek dost ve arkadaşlara sahip olanlara.

Öyleyse gerçek başarı ve mutluluğu nasıl yakalayalım?

Yine bir insan düşünelim. Beden sağlığı yerinde ama bunu bilinçli bir hayatla kazanıyor. Yani dengeli besleniyor. Dengeli beslenmek için; sebze yemekleri, çorbalar ve salataların önemini biliyor. Suni tatlılar yerine meyveler ve kuru yemişler yiyor. Beyaz etlerin daha besleyici olduğunu biliyor. Sağlıklı olmak için zararlı alışkanlıklardan yani (sigara, alkol, kumar vb.) uzak yaşıyor. Her gün hayatı boyunca devam ettirebileceği spor veya egzersiz yapıyor. Bunlardan sonra da severek çalışıyor ve başkalarının da hayatında farklılık meydana getirecek katkılarda bulunuyor. Böyle bir insanın beden sağlığı adeta basınç yapan bir su gibidir. İşte sinerji bu basınçtır.

Beden sağlığının sinerjisi, zihinsel sağlığın, ruhsal sağlığın, ailede huzur ve mutluluğun, mesleki başarının, ekonomik dengenin ve sosyal çevrenin sinerjisi birleşince karşımıza rehber, lider bir insan çıkıverir.

Sinerji tek başına herhangi bir güç ve kuvvet ifade etmeyen, bir araya gelince önü alınamaz şeyler için kullanılır. Mesela devasa güce sahip olan çelik halatları meydana getiren birer birer teller sadece kendi gücündedir. Ama bir araya gelen teller halat olunca bağlandığı her şeyi çekip götürür. Normal bir bahar gününde 25 C’lik bir sıcaklık sadece ısıtır. Eğer o sıcaklığa bir mercek tutup ısıyı birleştirip odaklarsak ateş olup kocaman ormanları yakabilir.

İşte hayat da böyledir. Hayatın sinerjisini yakalayabilmiş insanlar tek başlarına birer millet gibi yaşamışlardır. Kendileri ölseler bile insanlığa ölümsüz eserler, medeniyetler bırakmışlardır. Ne mutlu başkalarını yaşatmak için yola çıkanlara… Ne mutlu gelecek nesillerin alkış tutacağı o denge insanlarına…

Not: Sitenizin bütün izleyicilerinden özür dilerim. Çünkü “Siz Başarmak İçin Doğdunuz; Gerçek Başarının Sinerjisi” kitabımdan bir kısa yazı hazırlamak hiç de kolay değildir. Sitenizi tebrik ediyor, bütün hemşerilerimi selamlıyorum.



Bayburt Polislik Meslek Yüksekokulu Müdürümüz Sayın Abdullah ŞAHİN'e teşekkür ediyor, görevlerinde başarılar diliyoruz...

alıntı

http://basyaylam.tr.gg/Abdullah-Sahin-ile-Gercek-Basarida-Sinerji.htm


Tarih: 15:27, 19/4/2011
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Dava adamı Abdil Mustafa Çömez hizmet için geliyor

Etiketler : çömez,akif,öz,


Tarih: 20.03.2011 15:19:35

Türkiye'nin enerji sektöründeki öncü isimlerinden olan Abdil Mustafa Çömez MHP Mersin Milletvekili aday adayı

Uzun yıllardır, enerji ve maden alanlarında Türkiye'ye etkin hizmetleri olan Başmüfettiş Abdil Mustafa Çömez, doğup büyüdüğü memleketi Mersin'den MHP Milletekili Aday Adayı oldu.

DAVASINDAN HİÇ VAZGEÇMEDİ

Milliyetçi kimliğiyle, davasından asla ödün vermeyen Abdil Mustafa Çömez, uzun yıllar, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü Başmüfettiş olarak görev yaptı.

MİLLETE HİZMET İÇİN GELİYOR

Türkiye'nin enerji ve yeraltı madenleri hakkında, öncü isimlerden olan Abdil Mustafa Çömez. Artık bu bilgi ve birikimlerini milletine kazandırmak için vekilliğe aday oldu.

MERSİN ORTADOĞU TİCARET MERKEZİ OLACAK

Kısır politikalarla uzun yıllar ihmal edilen Türkiye'nin cennet mekanı Mersin artık ba talihsiz kaderini yenecek. Abdil Mustafa Çömez, yıllardır ülkesinden aldığı bilgi ve birikimlerini memleketine aktaracak. Çömez, Mersin'in Ortadoğu Ticaret Merkezi haline gelmesi için çok önemli projeler hazırlıyor. Mersin doğal güzellikleriyle hem turizm merkezi olacak hem de dünyanın önemli finans merkezlerinden biri haline gelecek.

MİLLETİ YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN

Abdil Mustafa Çömez'in en önemli hizmet anlayışını, Türkiye Cumhuriyeti'ni ilelebet yaşatma arzusuyla "Milleti Yaşat ki Delet Yaşasın" felsefesi oluşturuyor.

İŞSİZLİĞE KARŞI 3 FORMÜL

Yıllardır ihmal edilen Mersin ve yöresindeki işsizliği bitirmek için uygulanabilir 3 projeyi hayata geçirilecek. Çömez, yıllardır hacizlerden ve ipoteklerden boğulan Türk çiftçisi bu yükünden kurtarılacak. Mersin turizm yatırımlarıyla gözde bir şehir haline getirilecek ve finans projesiyle Mersin Ortadoğu'nun önemli finans merkezlerinden biri haline getirilecek.

BOR TEKNOLOJİSİ HAYATA GEÇİRİLECEK

Abdil Mustafa Çömez'in en önemli projelerinden biri de, "Türkiye'nin en önemli yeraltı kaynağı olan Bor Madeni sektörüne 2-2.5 milyar dolarlık uygulanabilir sanayi yatırımı ile yıllık ihracatı 60 milyon dolardan 15-20 milyar dolara çıkartmak

ABDİL MUSTAFA ÇÖMEZ KİMDİR.

DOĞUM YERİ VE TARİHİ : Tarsus--29/07/1967

EĞİTİM DURUMU :
1973-1974 Tarsus Damlama Köyü İlkokulu
1974-1978 Tarsus Duatepe İlkokulu
1978-1984 Konya-Ereğli İvriz Öğretmen Lisesi
1984- 1985 ODTÜ Yabancı Dil Hazırlık Okulu
1985 -1989 Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü

YABANCI DİL : İngilizce

ÇALIŞMA HAYATI :

1990 - 1993 Etibank Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Müfettiş Yardımcısı
1993 - 1998 Etibank Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Müfettiş
1998 – 2000 Eti Holding A.Ş. Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Müfettiş
2000 - 2003 Eti Holding A.Ş. Genel Müdürlüğü Başmüfettiş
2003 – 2004 T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Başmüfettiş
2004 – 2011 Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü Başmüfettiş

KURS –SEMİNER :

1990 Etibank Genel Müdürlüğü Müfettiş Yardımcıları Hukuk , Muhasebe, Dış Ticaret ve Kambiyo Mevzuatı Kursu
2004 Ankara Üniversitesi ATAUM İngilizce Kursu
2008 MPM Sorun Çözme Teknikleri, İnsan İlişkileri ve İletişim, Stres Yönetimi, Fikir Üretme ve Yaratıcılık Semineri
2008TODAİE “ Protokol Yönetimi Semineri ”
2009 Kamu İhale Kurumu “ İhale Uygulama Standart Eğitim Programı ”

SOSYAL ÇALIŞMALAR :

1987-1989 Atatürk Öğrenci Yurdu (Site) Öğrenci Temsilciliği
1987-1988 Gazi Üniversitesi Havacılık Kolu Başkanlığı
Türkocağı Ankara Şube Üyeliği (1991 Yılından beri),
Devlet Denetim Elemanları Derneği Üyeliği,
Tarsuslular Sosyal Kütür ve Yardımlaşma Derneği Kurucusu ve 8 yıl Yönetim Kurulu Üyeliği

1 Çocuk babası

SEÇİM BROŞÜRÜ İÇİN FOTO BÖLÜMÜNÜ TIKLAYIN LÜTFEN

Etiketler: Dava adamı Abdil Mustafa Çömez hizmet için geliyor, ENERJİ ALANINDA OTORİTE


Tarih: 16:33, 5/4/2011
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

rai eşliginde

Etiketler : akif,öz,vergi,

slov


Tarih: 11:00, 1/4/2011
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

BU DÜNYADA YOLCU GİBİ YAŞAMAK ..Vehbi Vakkasoglu

Etiketler : vehbi,akif,öz,



İnsanın temel yanılgılarından biri,bu dünyada temelli kalacağını ve hep yaşayacağını sanmasıdır.Oysa ki insan, bu dünyaya uğrayıp geçecek bir misafir gibidir.
Sahipmiş gibi göründüğü şeyler,elinde hep emanettir.Evet,insan bu dünyada geçici olarak vardır.Emanetçidir. ve asla mal sahibi değildir.
Büyük şehirlerde emanetçiler vardır.
Genellikle yabancılar,yolcular,yanlarında taşıyamayacakları eşyalarını,belli bir ücret karşılığı,belli bir zaman için,onlara bırakırlar.Sonra da, bıraktıkları sürenin ücretini ödeyip,emanete bıraktıkları mallarını geri alırlar.
Emanetçi, belli bir ücret karşılığı,kendisine bırakılan malı muhafaza eder.Mal sahibi istediği anda da,teslim aldığı gibi,aynen geri verir.

Biz de bu dünyada,Yüce Yaratıcı’nın emanetçileriyiz.Şu anda bize sunulmuş olan dünya nimetlerini, belli bir süre kullanacak;mal sahibi istediğinde ise,hemen bırakıp ebedi aleme göçeceğiz.
Acaba biz, bu dünyada gerçekten emanetçi gibi mi yaşıyoruz,yoksa mal sahibi gibi mi?
……………………………………

Bu dünyada kendisini emanetçi gibi hissedenler,hırsa ve kıskançlığa düşmezler.Çünkü,zaten geçici bir süre için elde edilen ve aslında kendisine ait bulunmayan şeyler için hırs göstermek akıllı insanlara yaraşır mı?
Başkaları kadar dünyalık kazanamayınca da ,kıskançlık duygularında boğulmak,hırstan ve hasetten patlamak insanca mıdır?
……………………………………….
“-İnsan,kıskandığı şeyin akıbetine baksın” der Bediüzzaman.Çünkü sonunda, zenginle fakir de eşitlenecek,ahiret yolculuğuna ikisi de, sadece bir kefenle çıkacaklardır.Bu gerçek gönülde yer etmişse,insanda kıskançlık kalır mı?
“Onda var da, bende niçin yok” krizi yaşanır mı?
Kendisini emanetçi gibi hisseden;mal hırsında boğulup kalır mı?
……………………………………………………
Bu dünyanın misafiri olduğunu bilen;hep toplama ve daha çok şeye sahip olma oburluğundan kendini kurtarır.
İnsan,elindeki her şeyi bir gün bırakıp gideceğini ve bu dünyadan sadece iki metre kefen bezi ile sonsuzluk yolculuğuna çıkacağını bilse…Ah bunu bir bilebilse ve bu bilgiyi şuura dönüştürebilse,pek çok olumsuzluk düzeliverecektir.
İnsan bu gerçeği elbette bilir ama,bilmiyormuş gibi yaşar hep…Unutmuş gibi davranır.Bu sebeble sık sık hatırlamakta fayda vardır.İbadetlerin tekrarı,öğütlerin devamlılığı,işte bu yüzdendir.Sıkça unutan insana,sıkça hatırlatmak gerekir.
Güzeller Güzeli, hatırlatmayı en etkili biçimde yapar;“Hayatın tadını ve lezzetlerini acılaştıran ölümü sıkça anınız” buyurur.Zira,bir gün her şeyi burada bırakıp gitmenin adıdır ölüm…
Madem ki,bir gün her şeyi burada bırakıp gideceğiz,öyleyse biriktirme konusundaki bu hırsımız nedendir?
İnsan bir yolcudur.Ruhlar dünyasından başladı yolculuğa…Anne rahminden dünyaya,buradan kabre,kabirden yeni bir dirilişle kalkıp, ebedi ve asıl aleme doğru yol alıyor.Öyle ise,götürmeye değer olanı ve gittiği yerde işe yarayacak olanı biriktirmeli değil mi?
Bu uzun yolculukta,dünya sadece bir uğrak yeri…Bir mola mekanı,bir durak…
Uzun bir seyahatte,otobüsün yemek ve ihtiyaç molası verdiği yerde sürekli kalacağını sanan adam gibi olmayalım.
Mola yerini hemen sahiplenen ve kendisini,orada geçici bir süre emaneten kullanacağı şeylerin gerçek maliki sanan adam,akıllı sayılabilir mi?
……………………………
Madem misafiriz.Misafir beraberinde getirmediği şeylere gönül bağlamaz,aşık olmaz.Dolayısiyle de onları bırakıp gideceği zaman,ah vah etmez.
Hakiki mü-min,dünya işlerinden kazandığına tam sevinmez;kaybettiğine de tam üzülmez…
…………………………………..
Yolcunun yükü hafif olmalıdır.
Zira,ağırlığı az olan kişi,seyahat sırasında rahat olur.
Biz de yolcuyuz.Ne kadar nazlansak,bizi burada durdurmazlar.Sevkiyat var.Öyleyse,sürekli sefere hazır durumda bulunmalıyız.
……………………………………….
Genç ve tecrübesiz bir adam,uğradığı şehirde,ününü duyduğu bilge bir zatı ziyaret eder.Kafası ve kalbiyle insanların saygısını kazanmış olan bu değerli kişinin yaşadığı ortam,delikanlının dikkatini çeker…
Çünkü,bu bilge adam,fakir sayılacak derecede yaşıyormuş ve çok az eşyaya sahipmiş…Evinin fark edilen tek varlığı, fevkalade zengin olan kütüphanesiymiş.
Genç Adam, büyük bir merak ve yadırgama duygusuyla, sormaktan kendini alamamış:
“-Efendim,ortalık bomboş görünüyor,eşyalarınız nerede?
Bilge Adam,soruyu boş bulmuş ve bir soruyla karşılık vermiş:
“-Peki, sizinkiler nerede?”
“-Ben bir yolcuyum” demiş Genç Adam…
“-Ben de…” demiş bilge kişi…
……………………………….
Peki biz?
Biz de yolcu değil miyiz şu dünyada?
Öyleyse neden yolcu gibi davranmıyoruz.
Bediüzzaman bu dünyada kendisini yolcu gibi hisseden bir bilge kişiydi.Bu sebeble,dünyaya metelik vermez ve hep derdi ki:
“Bu dünyadan yüküm,taşıyabileceğim kadar olmalı…”
Bu prensibinden dolayı, elinde zaruri ihtiyaçlarını içinde taşıdığı bir sepet olurdu.Bazen de omzunda bir heybe…
O dünya yükünün de, bütün ısrarlarına rağmen,hiç bir talebesine taşıtmazdı.
Ve bu hususta derdi ki, “İnsanın temel ihtiyaçları dört şey iken,maddeci medeniyet,bunu yirmiye çıkarmıştır.”
Şimdi sağ olsa da görseydi,insanın olmazsa olmazları kaça çıktı?
Günümüzde,kim kendi gücüyle taşıyabilir dünyalığını?
Bir taşınmaya kalksak,acaba kaç kamyona sığabiliriz?
Yükü hafif olanlara ne mutlu!
Çünkü dünya yükü arttıkça , onları taşıma zahmeti de artar.Üstelik terkedip gitmek de ne kadar zorlaşır onları…
Koca Yunus ne güzel der;
Kem durur nicelerin yoksullardan varlığı,
Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.
…………………………………………………
Emanetçiyiz bu dünyada,ya da garip bir yolcu…
Öyleyse,hiç ölmeyecekmiş gibi,büyük bir hırsla dünyalık yarışına girmek niye,neden?
Güzeller Güzeli )s.a.), ne etkili uyarır bizi:
“-İnsan bu dünyada bir yolcudur.Dünya hayatı,bu yolcunun ihtiyaç gidermek için mola verdiği bir ağaç altıdır.Orada biraz durup,dinlenecek; sonra da yoluna devam edecektir.”
Ve yine buyurur ki, “Bugün koşu meydanı,yarınsa kazanma günüdür.Varılacak yer Cennet veya Cehennem”dir.”


Tarih: 19:40, 24/11/2010
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

ŞEYH EDEBALİ'NİN OSMAN BEY'E VASİYETİ

Etiketler : ogul,ivriz,akif,öz

OGUL,

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler.

Avun oğlum avun.

Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın.

Ama; Bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen,

Sabah rüzgârına savrulur gidersin.

Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.

Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın.

Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir.

Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler.

Ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.

Ananı, Atanı say, bereket büyüklerle beraberdir.

Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur, çöllere dönersin.

Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma, gördün söyleme, bildin bilme.

Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz.

Üç kişiye acı:

Cahiller arasındaki âlime,

Zenginken fakir düşene,

Hatırlı iken itibarını kaybedene.

Unutma ki! Yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğunda mücadeleden korkma.

Bilesin ki! Atın iyisine doru,

Yiğidin iyisine deli derler...

Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize hoşgörmek sana, anlaşmazlıklar bize, adalet sana, haksızlık bize, bağışlamak sana. Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma ve insanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun.